7.RECM (Zina suçu işleyenlerin Taşlanarak Öldürülmeleri)

Dinimizin tek kaynağı olan Kur’an’da ima yollu dahi değinilmemiş olmasına rağmen “recm” konusu, Müslümanların önemli bir sorunu olmaya binlerce senedir devam etmektedir. Bunun sebebi; rivayetlerin, dine ikinci bir kaynak olarak getirilmesi ve bu rivayetlerde yer alan tutarsız, çelişkili, ciddiyetsiz hususlara dinî hüviyet kazandırılmasından başka bir şey değildir. Nitekim dinimizin yegâne kural koyucusu olan Rabbimiz Kur’an’da, zina suçunun cezasını belirlemiş ve dolayısıyla bu konuda başka bir arayış yapılmasına gerek kalmamışken, kendilerine Müslüman diyen ve İslâm şeriatı ile yönetildiklerini iddia eden bazı ülkeler, zina suçuna maalesef “recm” cezası uygulamaktadırlar.

“Recm” sözcüğünün anlamı:

“ رجمRecm” sözcüğün ilk anlamı; “قتل  (öldürmek)” demektir. “Öldürmek” eyleminin “recm” sözcüğüyle ifade edilmesinin sebebi; Arapların bu işi, öldürülecek  kişiyi “taşlamak” suretiyle yapmalarından kaynaklanmaktadır. Sonradan her türlü “öldürme” işine “recm” denilir olmuştur. (Lisan ül Arab; c:4, s:90)

“Recm” sözcüğün terim olarak anlamı da; “evli iken zina eden kişiyi, taş ve benzeri şeyler atmak suretiyle öldürmek” demektir. Sözcük, İslâm hukukuna da bu terim anlamıyla ve Kur’an’da yeri olmamasına rağmen zina suçlularına uygulanmak üzere girmiştir. Oysa Kur’an’a bakıldığında “recm” uygulamasının, müşriklerin bir ceza şekli olduğu ve bu ilkel uygulamanın da zina ile hiç alâkasının bulunmadığı görülmektedir:

Meryem; 46:

O (Babası); “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, ant olsun seni recm ederim (taşlayarak öldürürüm). Haydi, uzun bir müddet bana uzak ol! (defol!)” dedi.

Ya Sin; 18:

Onlar (o kentin halkı) dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, ant olsun ki, sizi taşlayarak öldürürüz ve mutlaka bizden size çok acıklı bir azap dokunur.”

Şuara; 116:

Onlar dediler ki: “Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, kesinlikle sen taşlananlardan olacaksın!”

Hud; 91:

Onlar (Şuayb’in kavmi) dediler ki: “Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinin çoğunu iyice anlamıyoruz. Seni içimizde çok zayıf olarak görüyoruz. Eğer senin grubun (akrabaların, taraftarların) olmasaydı mutlaka seni recm ederdik (taşa tutar öldürürdük). Ve senin bize karşı hiçbir üstün gücün (galip gelecek durumun) yoktur.”

Duhan; 17-21:

Ve ant olsun ki, Biz onlardan önce Firavun kavmini fitnelendirdik. Ve onlara çok saygın bir elçi gelmişti: “Allah`ın kullarını bana geri verin. Şüphesiz ben sizin için gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir güç getiriyorum. Ve Şüphesiz ben, beni taşlamanızdan dolayı benim Rabbime, sizin Rabbinize sığındım. Eğer siz bana inanmazsanız hemen yanımdan uzaklaşın.”

Kehf; 20:

“Şüphesiz onlar (şehir halkı), sizi ellerine geçirirlerse sizi taşlayarak öldürürler veya sizi kendi milletlerine döndürürler. O zaman da siz, ebedî olarak, asla kurtuluşa eremezsiniz.”

Biz, Kur’an’da müşrikler tarafından uygulanmış bir ceza şekli olarak tanıtılmasına rağmen, bu ceza şeklinin İslâm hukukuna ve sözde Müslüman ülkelerin uygulamalarına nasıl girmiş olduğunun araştırılıp gözler önüne serilmesi gerektiğine ve bu konunun artık Müslümanların gündeminden çıkarılmasının vakti geldiğine inanıyor, bu amaçla da “recm” konusuna ait ne kadar malzeme varsa hepsini takdirlerinize sunuyoruz:

Zina suçuna uygulanan recm cezası, İslâm öncesi hukuklarda yer alan bir ceza şeklidir:

Hammurabi kanunu:

Madde; 129:  Eğer bir adamın karısı bir başka erkekle yatarken yakalanırsa onları bağlayıp suya atacaklar. Eğer kadının kocası yaşatırsa, kral da yaşatacak.

Madde; 130: Eğer bir adam, başka bir adamın babasının evinde oturan karısını zor kullanıp koynunda yatırırken yakalanırsa, o adam öldürülecek, kadın özgür kalacaktır. (The Code of Hammurabi ( Tranlated by L.W. King) The Encyclopaedia Britannica)

Kitab-ı Mukaddes: 

Tesniye bölümü Bab 22, 13-30. cümleler

“…….. 13- Eğer bir adam bir kadın alır, ve ona yaklaşır, ve ondan nefret ederse, 14- ve ona ayıp şeyler isnat edip onun ismini kötülerse, ve: Bu kadını aldım, ve ona yaklaştığım zaman kendisinde kızlık nişanlarını bulmadım, derse; 15- o zaman genç kadının babası ve anası genç kadının  kızlık nişanlarını alacaklar ve kapıya, şehrin ihtiyarlarına getirecekler; 16- ve genç kadının babası ihtiyarlara diyecek: Kızımı bu adama karı olarak verdim, ve ondan nefret ediyor; 17- ve işte; senin kızında kızlık nişanlarını bulmadım, diyerek ona ayıp şeyler isnat etti; ve lakin kızımın kızlık nişanları bunlardır. Ve esvabı şehrin ihtiyarları önüne serecekler. 18- ve o şehrin ihtiyarları o adamı alıp kendisini tedip edecekler; 19- ve yüz şekel gümüş para cezasına onu mahkum edip genç kadının babasına verecekler, çünkü o adam İsrailin bir kızının ismini kötüledi; ve kadın o adamın karısı olacak; bütün ömrünce onu boşayamayacaktır. 20- Fakat bu şey, genç kadında kızlık nişanları bulunmadığı, hakikatse; 21- o zaman genç kadını babasının evinin kapısına çıkaracaklar, ve şehrin adamları onu taşla taşlıyacaklar, ve ölecek, çünkü babasının evinde zina etmiş olmakla israilde alçaklık etmiştir; ve aranızdan kötülüğü kaldıracaksın.

22- Eğer bir adam, başka bir adfamın karısı olan bir kadınla yatmakta olarak bulunursa, o zaman kadınla yatan adam ve kadın, onların ikisi de öleceklerdir; ve kötülüğü israilden kaldıracaksın. 23- Eğer kız olan bir genç kadın bir adamla nişanlı ise, ve bir adam onu şehirde bulup onunla yatarsa;  24- o zaman onların ikisini de o şehrin kapısına çıkaracaksınız, ve onları, şehirde olduğu halde bağırmadığı için, kadını, ve komşusunun karısını alçalttığı için erkeği taşla taşlıyacaksınız, ve ölecekler; ve kötülüğü aranızdan kaldıracaksın.

25- fakat adam nişanlı genç kadını kırda bulursa, ve onu yakalayıp kendisiyle yatarsa, o zaman yalnız onunla yatmış olan adam ölecektir. 26- fakat genç kadına bir şey yapmıyacaksın. Genç kadında ölüme müstehak suç yoktur. Çünkü bir adam komşusuna nasıl kalkar, ve onu öldürürse, bu şey de öyledir. 27- çünkü onu kırda buldu, nişanlı genç kadın bağırmış, ve onu kurtaran olmamıştır.

28- Eğer bir adam, kız olan nişanlanmamış genç bir kadın bulursa, ve onu tutup onunla yatarsa, ve onlar bulunurlarsa, 29- o zaman onunla yatmış olan adam genç kadının babasına elli şekel gümüş verecektir. Ve kadın onun karısı olacaktır, çünkü onu alçaltmıştır; bütün ömrünce boşıyamıyacaktır.

30- bir adam babasının karısını almıyacak ve babasının eteğini açmıyacaktır.”

Levililer: 20/10, 14

10 “Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.

11 Babasının karısıyla yatan, babasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de kesinlikle öldürülecektir. Ölümü hak etmişlerdir.

12 Bir adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Rezillik etmişler, ölümü hak etmişlerdir.

13 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir.

14 Bir adam hem bir kızla, hem de kızın anasıyla evlenirse, alçaklık etmiş olur. Aranızda böyle alçaklıklar olmasın diye üçü de yakılacaktır.

…………

20 “Amcasının karısıyla cinsel ilişki kuran adam, amcasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de günahlarının bedelini ödeyecek ve çocuk sahibi olmadan öleceklerdir.

21 Kardeşinin karısıyla evlenen adam rezillik etmiş olur. Kardeşinin namusunu lekelemiştir. Çocuk sahibi olmayacaklardır.

Yuhanna İncili; 8/1-11

İsa ise Zeytin dağına gitti. 2Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk O`nun yanına geliyordu. O da oturup onlara ders vermeye başladı. 3-4Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa`ya, «Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı» dediler. 5«Musa, Yasa`da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?» 6Bunları İsa`yı sınamak amacıyla söylüyorlardı; O`nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. 7Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, «Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın!» dedi. 8Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya koyuldu. 9Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa`yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. 10İsa doğrulup ona, «Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?» diye sordu.11Kadın, «Hiçbiri, efendim» dedi. İsa, «Ben de seni yargılamıyorum» dedi. «Git, artık bundan sonra günah işleme!» 

Rabbimizin, tahrif edildiğini, sayfalarının gizlendiğini bildirildiği Tevrat ve İncil’de var olan, ama insanlar tarafından değiştirilmiş olan bu kitapların düzelticisi durumundaki Kur’an’da ise “müşriklerin ilkel bir uygulaması” olarak tanıtılan “recm” cezasının Müslümanlar arasına yerleştirilmesi, sinsi ve şeytanî bir yol izlenmek suretiyle olmuştur.

Bilindiği gibi, İslâm dininin dejenere edilmesi için kâfirlerin geliştirdiği yöntemlerin en başında “hadis uydurma”, “Kudsi hadis ihdas etme” gibi yöntemler gelmektedir. Ama hainler bunları yeterli görmemişler ve kepazeliklerine bir de “nesh” yöntemi eklemişlerdir. Kur’an’ı tanımayan veya tanıyamayan ve Kur’an’ın “tartışılmayacak kadar net ve açık” niteliğini kavrayamayan bir kısım gafil ve cahil ilâhiyatçı, tefsirci sözde ulema da, İslâm’ı dejenere etmek için ortaya atılmış “nesh” konusunun geniş kapsamı içinde kaybolmuş ve yollarını şaşırarak sayıları 750’yi bulan ayetin birbiriyle çeliştiği, uyumsuz olduğu iddiasıyla, bu olumsuzluğu “nesh” kurallarıyla çözmeye çalışmıştır. “Nesh” yönteminde ileri sürülen bir diğer sapık görüş de, Kur’an’da lâfzı neshedilmiş ama hükmü baki kalmış ayetlerin var olduğu görüşüdür. Nitekim bu sapık görüş etkisinde kalan zavallılar, eskiden Kur’an’da bulunmasına rağmen bazı ayetlerin sonradan yok edildiğine inanmaktadırlar. Bu iddiayı ortaya atan rezillere göre Osman Mushafı tertip edilirken yok edilen bu ayetler Ahzab (bazılarına göre Nur) suresindeymiş ve Ahzab suresi ilk zamanlarda Bakara suresi kadar uzun bir sureymiş. Müslümanlar arasında, Kur’an’ın korunmadığı, eksikliği, bir bölümünün kaybolduğu gibi kuşkular uyandırmaya yönelik olarak uydurulan bu tip rivayetlerden bir tanesi şudur:

Aişe nakleder: “Recm ve büyüklerin on defa süt emzirmesi (nin süt kardeşliği oluşturacağı) hususundaki ayetler benim yatağımın altında bulunan bir sayfa üzerinde yazılı idi. Peygamber vefat edince Peygamber`in vefatıyla meşgul olduk da keçi gelip onları yedi.” (Bk. Dar-e Kutni; c:4, s:105, İbn-i Mâce; c:1, s:625) Buna benzer bir hadis de Müslim`de yer alır ve orada Aişe kaydeder ki bu ayetler Peygamber vefat edinceye kadar okunurdu. (Bk. Muslim; c:4, s:167, Tirmizî; c:2, s:309)

Keçinin yediği sayfada bulunan ve Müslümanlar arasında tatbik edilmesi gerektiği telkin edilen, ama Kur’an’daki onlarca ayete de ters düşen ayetlerden birisi işte şu cümledir: “Eşşeyhu veşşeyhatü iza zeniya fercümühüma elbettete nekalen minellahi vAllahü azizün hakim (İhtiyar kadın ve erkek zina ettiklerinde Allah’tan bir ceza olarak mutlaka ikisini de recm ediniz. Allah Aziz’dir Hakîm’dir.”

Ne acıdır ki, kimine göre Kur’an’dan sonra en muteber din kaynağı sayılan, kimine göre de Kur’an’dan önceki din kaynağı kabul edilen Buhari’nin kitabına girmiş ve sanki “Maymunlar bile recm uygularken insanlar niye uygulamayacakmış” anlamına gelen bir anlatımla, Amr ibn Meymun’un Müslüman olmazdan evvelki hâline ait bir başka rivayet de şudur:

68- … Amr ibn Meymûn şöyle demiştir: Ben Câhiliyet dev­rinde zina etmiş olan bir maymunun üzerine birçok maymunların top­lanmış olduklarını gördüm. Maymunlar o zina eden maymunu recm ettiler. Ben de o maymunlar topluluğunun beraberinde zina eden may­muna taş attım. (Buhari; Menekib-ül Ensar; 26. bab, 68 nolu hadis) 

Ayetlerin yok edildiğini iddia eden bu ayet cinayetinden sonra “recm” konusundaki nakilleri, olayın vahametini teşhir etmek ve okurların tetkik edip ikna olmalarını sağlamak için, en muteber hadis kitabı sayılan Buhari’den ve klâsik kaynakların bir güncellemesi olan Prof. İbrahim Canan’ın tercüme ettiği, Akçay yayınları arasında neşredilen daha sonra da bir gazete tarafından promosyon olarak dağıtılan “Hadis Ansiklopedisi, KÜTÜBi SİTTE” den veriyoruz.

Buhari; Kitabül Muharibin … Bab 23, Hadis no; 33:

33-…….Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Yahûdîler, Rasûlullah(S)`a geldiler de O`na kendilerinden bir adamla bir kadının zina ettiklerini zikrettiler (ve hükmünü sordular). Rasûlullah onlara:

—  “Siz recm hakkında Tevrat`ta ne buluyorsunuz?” diye sor­du.

Onlar:

— Biz zina edenlerin ayıplarını ortaya koyup teşhir ederiz, bun­lar bir deynekle de dövülürler, dediler.

Abdullah ibn Selâm bunlara:

—  Yalan söylediniz! Tevrat`ta recm (âyeti) vardır! dedi. Bunun üzerine onlar Tevrat`ı getirdiler ve kitabı açtılar. Yahû-

dîler`den birisi (Abdullah ibn Surya) elini recm âyeti üzerine koydu, ondan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı. Abdullah ibn Selâm ona:

—  Elini kaldır! dedi.

O da elini kaldırınca recm âyeti görülüverdi. Yahûdîler:

— Yâ Muhammedi Abdullah ibn Selâm doğru söyledi, hakîka­ten Tevrat`ta recm âyeti vardır! dediler.

Tahkîkaatle zinanın sabit olması üzerine Rasûlullah bu iki zinâ-cının recm olunmalarını emretti, onlar da recm olundular. Abdullah ibn Umer:

— Ben, recm edilirken Yahûdî erkeğini, kadını atılan taşlardan korumak için, kadının üzerine meyleder hâlde gördüm, demiştir

Buhari; Kitabül Muharibin … Bab 24, Hadis no; 34:

34-… Ebû Hureyre ile Zeyd ibn Hâlid (R) şöyle haber ver­mişlerdir: İki adam Rasûlullah(S)`m huzurunda çekişip da`vâlaştılar. Biri:

— Aramızda Allah`ın Kitabı ile hükmet! dedi. Diğeri de ikisinin daha anlayışlısı olduğu hâlde:

— Evet yâ Rasûlallah! Aramızda Allah`ın Kitabı ile hükmet ve da`vâmı söylemem için bana izin ver! dedi.

Rasûlullah ona:

—  “Konuş!” buyurdu.

O da da`vâsım şöyle arzetti:

— Benîm oğlum bu adamın yanında ücretli idi. -Râvî İmâm Mâ­lik: “Asîf” “Ecîr” yânı “Ücretle çalışan” demektir, dedi.- Bunun karısı ile zina etmiş. İnsanlar bana oğlum üzerine recm cezası oldu­ğunu haber verdiler. Ben de oğlumdan bu adama yüz koyun ile bir de kendime âid olan bir cariyeyi fidye verip, oğlumu kurtardım. Sonra ben bunu ilim ehline sordum. Onlar da bana oğlum üzerine yüz dey-nek ile bir yıl gurbete gönderme cezası olduğunu ve recm`in, yânı taş­lama cezasının ise ancak onun kansına düştüğünü haber verdiler! dedi.

Rasûlullah (S):

—  “Dikkat edin! Nefsim elinde bulunan Allah `a yemin ederim ki, ben sizin aranızda elbette Allah`ın Kitabı ile hüküm vereceğim: Senin koyunlarına ve cariyene gelince; bunlar sana geri verilir!”`bu­yurdu ve onun oğlunu, yüz deynek vurup bir yıl gurbete gönderdi.

Uneys el-Eslemî`ye de diğer adamın karısına gitmesini emretti de:

—  “Eğer zina suçunu i`tir af ederse onu recm et!” buyurdu. Kadın zina suçunu i`tirâf etti, o da kadını recm etti

Buhari; Kitabül Muharibin … Bab 19, Hadis no; 29

29-… Bize Muhammed ibn EbîZi`b, ez-Zuhrî`den; o da Ubeydullah`tan; o da Ebû Hureyre ile Zeyd ibn Hâlid(R)`den şöyle tahdîs etti: Bedevilerden bir adam Peygamber (S) mescidde otururken geldi de:

—  Yâ Rasûlallah! Hasmımla aramızda Allah`ın Kitabı ile hü­küm ver! dedi.

Hasmı da ayağa kalktı ve:

— (Evet) o doğru söyledi, onun için Allah`ın Kitabı ile hüküm ver! deyip şöyle devam etti:

— Benim oğlum bu bedevî adamın yanında ücretli (çoban) idi. Onun karısı ile zina etmiş. İnsanlar bana oğlumun üzerinde taşlama cezası olduğunu haber verdiler. Ben bu adama yüz koyun ile bir câri­ye fidye verip oğlumu kurtardım. Sonra ben bunu ilim sahibi olanla­ra sordum. Onlar, oğluma yüz deynek Cezâsıyle bir yıl sürgüne gönderme cezası olduğunu söylediler! dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah:

—  “Nefsim elinde bulunan Allah`a yemin ederim ki, ben sizin aranızda elbette Allah `in Kitabı ile hüküm veririm! Koyunlara ve ca­riyeye gelince; bunlar sana geri verilecek ve oğluna da yüz deynek vurma ve bir yıl sürgüne gönderme cezası uygulanacaktır!”

(Bedeviye hitaben de:)

—  “Sana gelince yâ Uneys! Kalk bu adamın karısına git (zina suçunu i`tirâf ederse) onu recm et!” buyurdu.

Uneys kuşluk vakti gitti, (kadının i`tirâfı üzerine) ona recm ce­zası uyguladı

Not: bu rivayet bir öncekinin farklı anlatımıdır; olay aynı olaydır. Menşei farklı olduğu için naklediyoruz.

Buhari; Kitabül Muharibin … Bab 29, Hadis no; 46, 47:

46-… Bize Ebu`z-Zinâd tahdîs etti ki, el-Kaasım ibn Muhammed şöyle demiştir: İbn Abbâs, la`netleşme yapan iki- kişiyi zikret­mişti. Abdullah ibnu Şeddâd da:

— İşte o kadın, Rasûlullah(S)`m “Eğer ben bir kadını beyyine-siz olarak recm edici olaydım, bunu recm ederdim” buyurduğu ka­dındır, dedi.

İbn Abbâs:

—  Hayır, bu, çirkinliği ve fucûru açıkta yapan kadındır, dedi.

47- … İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Peygamber(S)`in yanın­da la`netleşme zikrolunmuştu. Âsim ibn Adiyy de bu konuda bir söz söylemişti. Sonra Âsim ayrılıp evine gitti. Akabinde ona kendi kav­minden olan (Uveymir adında) bir adam geldi ve kendi karısının ya­nında bir adam bulduğunu söyleyip şikâyet ediyordu. Bunun üzerine Âsim:

—  Ben bu belâya ancak kendi sözümden dolayı uğramışımdır, dedi ve o adamı Peygamber`in yanına götürdü.

Peygamber`e, o adamın karısını beraberinde bulduğu kimseyi ha­ber verdi. Bu adam sarı benizli, az etli, düz saçlı idi. Onun, ailesinin yanında bulduğunu iddia ettiği adam ise esmer, kalın ve dolgun ba­caklı, çok etli şişman bir kimse idi.

Peygamber:

—  “Allâhumme, beyyin^ Allah`ım, beyân buyur!” dedi. Sonunda kadın, kocasının yanında bulduğunu zikrettiği adama

benzer bir çocuk doğurdu. Peygamber bu karı-koca arasında la`net­leşme yaptırdı…

Abdullah ibn Şeddâd, bulundukları bu mecliste Abdullah ibn Ab-bâs`a hitaben:

—  İşte o kadın, Peygamber(S)`in “Eğer ben beyyinesiz olarak recm edici bir kişi olsaydım, işte bu kadını recm ederdim”^buyurdu­ğudur, dedi.

İbn Abbâs da:

— Hayır, o kadın, İslâm içinde kötülüğü açıkça yapan bir ka­dındı, dedi

İbn-ü Abbas anlatıyor:

Hz Ömer’i hutbe okurken dinledim. Şöyle demişti:

Allah Teâla hazretleri Muhammed aleyhisslamı hak din ile gönderdi ve ona kitabı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı. Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Rasülüllah zina yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: “Biz Kitabullah’ta recm cezasını görmüyoruz deyip inkara sapabilecek ve Allah’ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalalete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinaları, -delil veya hamilelik veye itiraf yoluyla- sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabüllah’ta mevcut bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: “Ömer Allahtealanın kitabına ilavede bulundu” demeyecek olsalar, recm âyetini Kitabüllah’a yazardım.”

  (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Ebu Davud.) KÜTÜB-i SİTTE;  5/161

Buhari; Kitabü’l muharibin; Bab; 15, Hadis No. 24:

24- … Abdullah ibn Abbâs (R) şöyle demiştir: Umer ibnu`l-Hattâb (R) şöyle dedi:

— Ben insanlar üzerine zamanın uzayıp da herhangi bir sözcü­nün: “Biz Allah`ın Kitâbı`nda recmi bulmuyoruz” demesinden ve böy­lece Allah`ın indirmiş olduğu bir farizayı terketmek suretiyle sapmalarından endîşe etmişimdir. Dikkat ediniz! Evli olduğu hâlde zina eden kimse üzerine buna beyyine delâlet ettiği yâhud gebelik yâ-hud i`tirâf olduğunda recm cezası sabit olmuş bir haktır! dedi.

Sufyân ibn Uyeyne: Ben bunu böylece ezberledim: Umer:

— Dikkat edin! Rasûlullah (S) recm etmiştir. O`ndan sonra biz de recm yaptık, dedi, demiştir

Not: Buraya kısaltılarak alınmış olan bu rivayetin aslı Sahih Buhari 87. Kitap 16. Bab, 25 numaralı hadistir. Rivayetin aslı, orijinalinden kelimesi kelimesine aşağıda verilmişti ki; herkes tamamını okusun ve dinin Allah’ın dini mi olduğuna, yoksa Ömer’in veya İbn-i Abbas’ın veya Ebu Hüreyre’nin dini mi olduğuna karar versin! Aşağıdaki nakilde dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, Ömer’in, “recm ayeti”nden başka, “Babalarınızdan yüz çevirmeyiniz! Şu muhakkaktır ki, sizin babalarınızdan yüz çevirmeniz sizin küfrünüz, nankörlüğünüzdür!” mealindeki bir ayetin daha kaybolmuş olduğunu iddia etmesidir. Yani Halife Ömer, kaybolan iki ayeti halktan korktuğu için Kur’an’a ekleyememiş ve bu durumdan hutbede yakınmıştır. (!) Ama Ömer’in Kur’an’a koyamadığı bu ayetler onun döneminden sonra maalesef mensuh sayılmış ve ayetlerde olduğu söylenen ilkeler yaşama geçirilmiştir.

Buhari; Kitabül Muharibin … Bab 16, Hadis no; 25:

25- … İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Ben Muhâcirler`den bir­takım adamlara Kur`ân okutuyordum. Bunlardan biri Abdurrahmân ibn Avf idi. Ben Umer`in yaptığı son haccında Minâ`da Abdurrah­mân ibn Avf in evinde bulunduğum sırada, Abdurrahmân, Umer ibnu`l-Hattâb`ın yanında imiş, oradan evine benim yanıma döndü de şöyle dedi: Eğer sen şu adamı göreydin muhakkak hayret ederdin: Bu gün Emîru`l-Mü`minîn`in yanına bir adam geldi ve:

— Ey Mü`minlerin Emîri! Fulân kişi hakkında ne düşünürsün: O kişi: Eğer Umer ölürse, ben muhakkak Fulân kimseye (Talha ibn Ubeydilîah`a) bey`at ederim. Vallahi Ebû Bekr`e yapılan bey`at isti-şâresiz, ansızın birdenbire yapılıp tamam oldu! diye konuşarak bir fitne çıkarmak istedi.

Umer bu sözü işitince çok öfkelendi. Sonra:

— Ben bu akşam üzeri Allah isterse insanların arasında ayağa kalkıp bir hutbe yapacağım da milletin mukadderatını gasbetmek is­teyen bu adamları teşhîr ederek, bunların te`vîlâtindan insanları sa­kındıracağım! dedi,

Abdurrahmân dedi ki: Ben de Umer`e:

— Ey Mü`minlerin Emîri! Böyle yapma! Çünkü hacc mevsimi insanların her türlüsünü ve şerr işlerinde sür`atli olanlarını bir araya toplar. Sen hutbe için ayağa kalkacağın zaman, bu kimseler sana ya­kın bir yerde olmakta diğer insanlara galebe ederler. Ben senin aya­ğa kalkar da bu konuda bir konuşma yaparsan, bu konuşmayı herbir uçurucunun senden alıp etrafa uçurmasından, onu belleyememeleri ve ma`nâsını anlamamalarından ve o konuşmayı yakışmayacak bir­takım yerlere koymalarından endîşe ederim. Onun için sen yavaş ol, Medine`ye dönünceye kadar sabret. Çünkü Medîne hicret ve sünnet yurdudur. Orada Suffa ehli ile, insanların eşrafı ile toplanıp söyle­mek istediğin şeyleri o topluluğa sağlam olarak söylersin, ilim ehli olanlar senin konuşmanı iyi belleyip anlarlar ve onu uygun yerlerine koyarlar (da fitneyi önlerler), dedim.

Umer teklîfimi kabul edip:

— Dikkat et! Vallahi inşâallah Medîne`ye varıp ayağa kalkarak yapacağım i!k hutbemde bu mes`eleyi muhakkak konuşacağım! dedi,

İbn Abbâs dedi ki: Bizler zu`I-hicce ayının sonunda Medîne`ye geldik. Cumua günü olunca güneş ortadan meylettiği zaman bizler mescide gidişte acele davrandık. Nihayet ben Saîd ibn Zeyd ibn Amr ibn Nufeyl`i, minberin köşesinin yanında oturmuş olarak bulup, onun etrafına oturdum. Benim dizim onun dizine dokunuyordu. Çok bek­lemedim, Umer ibnu`l-Hattâb çıktı. Ben onun gelmekte olduğunu gö­rünce Saîd ibn Zeyd ibn Amr ibni Nufeyl`e:

— Umer bu öğleden sonra öyle mühim bir konuşma yapacak ki, halîfe yapıldığı günden beri böyle bir konuşma yapmamıştı! dedim.

Saîd ibn Zeyd benim sözümü kabul etmedi ve:

— Umer`in şimdiye kadar bundan önce söylemediği bir konuş­ma yapacağını neden ümîd ettin ki! diye bunu uzak saydı.

Umer minber üzerine oturup müezzinler de ezanları okuyup sükût ettikleri zaman ayağa kalktı. Allah`a hamd ve lâyık olduğu yüce sı­fatlarla övdükten sonra “Amma ba`du = Sözün bundan sonrasına gelince” deyip şunları söyledi:

— Ben sizlere, Allah`ın benim konuşmamı takdir etmiş olduğu bir konuşma yapacağım: Bilmiyorum, belki bu konuşmam, benim ecelimin önündedir (vefatım yaklaşmış olabilir)! Her kim bu konuş­mamı akledip anlar ve onu iyi ezberler ise bineğinin ulaştırdığı her yerde bunu söyleyip yaysın. Akledip kavramıyacağından endîşe eden kimseye gelince, ben hiçbir kimseye benim üzerime yalan söylemesi­ni halâl etmiyorum.

ŞÜBHESİZ Kİ, ALLAH, MUHAMMED`İ HAKK PEYGAMBER GÖNDERDİ VE O`NA KİTÂB İNDİRDİ. ALLAH`IN İNDİRDİĞİ ŞEYLER İÇİNDE RECM ÂYETİ DE VAR­DI. BİZLER O ÂYETİ OKUDUK, AKLEDİP ANLADIK VE İYİCE EZBERLEDİK. BU­NUN İÇİNDİR Kİ, RASÛLULLAH RECM ETTİ, O`NDAN SONRA BİZ DE RECM ETTİK. BEN İNSANLARA ZAMAN UZAYIP DA BİR SÖZCÜNÜN: “BİZ ALLAH`IN KİTÂBI`N-DA RECM ÂYETİNİ BULMUYORUZ” DEMESİNDEN VE ALLAH`IN İNDİRMİŞ OL­DUĞU BİR FARİZAYI TERKETMELERİ SURETİYLE İNSANLARIN SAPIKLIĞA DÜŞMELERİN­DEN ENDÎŞE EDİYORUM. RECM, ALLAH`IN KİTÂBI`NDA SABİT BİR HAKTIR. BU, ERKEKLERDEN VE KADINLARDAN EVLENİP DE ZİNA EDEN, ZİNASI DA BEYYİNE İLE YÂHUD GEBELİK İLE YÂHUD DA İ`TİRÂF İLE SABİT OLAN KİMSELERE UYGULANIR.

SONRA BİZLER ALLAH`IN KİTÂBI`NDAN OKUMAKTA OLDUĞUMUZ ŞEYLER İÇİNDE: “BABALARINIZDAN YÜZ ÇEVİRMEYİNİZ! ŞU MUHAKKAKTIR Kİ, SİZİN BABALARINIZDAN YÜZ ÇEVİRMENİZ (BABALARINIZDAN BAŞKALARINA MENSÛB-LUK İDDİA ETMENİZ) SİZİN KÜFRÜNÜZ, NANKÖRLÜĞÜNÜZDÜR -YÂHUD: SİZİN BABALARINIZDAN YÜZ ÇEVİRMENİZ, MUHAKKAK SİZİN İÇİN BİR KÜFÜRDÜR-!” SÖZLERİ DE VARDI!

Dikkat edin! Sonra Rasûlullah (S) şunu da buyurmuştur: “Siz­ler beni, Meryem oğlu îsâ `nın bâtıl üzere aşırı övülmesi gibi mübala­ğalı ve aşırı şekilde övmeyiniz. Sizler bana `Allah`ın kulu ve Rasûlü` deyiniz!”

Sonra şu da var ki, içinizden bir sözcü çıkıp: “Vallahi Umer ölür­se, ben fulân kimseye bey`at ederim” demektedir. Sakın hiçbir kim­se onun “Ebû Bekr`e yapılan bey`at ancak istişâresiz, birdenbire olmuş ve tamamlanmıştır” demesiyle aldanmasın! Dikkat ediniz! Hakîka­ten o iş böyle çabuk olmuştur. Lâkin Allah, o işin şerrinden ümmeti korumuştur. İçinizden hiçbir kimse kendisine sür`atle gidilmekte de­velerin boyunlarının kopmasında Ebû Bekr gibi olamaz. Bundan sonra her kim milletin istişaresi ve re`yi olmaksızın müslümânlardan bir adama bey`at ederse, onun bey`ati kabul olunmaz. O bey`at eden de, bey`at edilen de kendilerini öldürülme tehlikesine atmış olurlar!

Şu da bir hakikattir ki, Allah, Peygamberi`ni vefat ettirdiği za­man bizim de haberimizden şunlar meydana gelmişti: Ensâr cemâati bize muhalefet ettiler ve hepsi Sâide oğulları sakîfesinde toplandılar. Alî ile ez-Zubeyr ve onların beraberinde olanlar da bize muhalefet ettiler. Muhacirler, Ebû Bekr`in yanında toplandılar. Ben Ebû Bekr`e:

— Yâ Ebâ Bekr! Bizi şu Ensâr kardeşlerimizin yanma götür! de­dim.

Akabinde bizler onlara ulaşmak isteyerek yola koyulup gittik. Onlara yaklaştığımız zaman, bizleri onlardan iki sâlih adam (Uveymir İbn Sâide ile Ma`n ibn Adiyy) karşıladılar da topluluğun üzerine meyledip ittifak ettikleri görüşü (Sa`d ibn Ubâde`ye bey`ati) bize zik­rettiler ve:

— Ey Muhacirler topluluğu! Sizler nereye gitmek istiyorsunuz? dediler.

Biz de onlara:

—  Şu Ensâr kardeşlerimizin yanına gitmek istiyoruz, dedik. Onlar da bize:

— Ensâr topluluğuna yaklaşmayınız, siz kendi işinizin hükmü­nü veriniz! dediler.

Ben de onlara:

—  Vallahi bizler muhakkak onların yanına gideceğiz! dedim. Ve yürüdük, nihayet Sâide oğullan`nın meşveret ettikleri sakî- fede Ensâr cemâatinin yanına vardık. Bir de baktık ki, onların ara­sında bir örtüye bürünüp sarınmış bir adam var! Ben:

—  Bu kimdir? dedim. Onlar:

—  Bu Sa`d ibn Ubâde`dir! dediler. Ben:

—  Onun nesi var? dedim. Onlar:

—  Sıtma ateşi var! dediler.

Biz birazcık oturduğumuzda onların hatîbi (Sabit ibn Kays ibn Şemmâs) şehâdet kelimelerim söyledi ve Allah`ı lâyık olduğu yüce sı-fatlarıyle sena etti. Bundan sonra “Amma ba`du” hitâb fâsılmı söy­ledi ve şöyle devam etti:

— Bizler Allah`ın Ensârı ve İslâm`ın büyük ordusuyuz. Siz Mu­hacirler cemâati ise Mekke`deki kavminizden bize yürüyüp gelmiş olan bir azınliksınızdır. Böyle iken şimdi bu azınlık bizi aslımızdan kopar­mak ve bizleri emirlik işinden dışarıya çıkarmak istiyorlar! dedi.

Umer şöyle dedi: Ensâr`ın hatîbi susunca ben konuşmak istedim. Ben daha evvel, beğendiğim ve Ebû Bekr`in önünde takdîm edip ko­nuşmak istediğim bir makaale (bir hitabe) hazırlamış idim. Ben Ebû Bekr`e arız olan keskinliğin yânî öfkenin bir kısmını ondan def etmeye uğraşıyordum. Ben konuşmak istediğim zaman, Ebû Bekr ba­na:

— Yavaş ol (yumuşak ve sükûnetli davran)! dedi.

Ben Ebû Bekr`i öfkelendirmek istemedim. Ebû Bekr kendisi ko­nuşmaya başladı. Ebû Bekr öfke sırasında benden daha halım, daha sükûnetli, hedeflere yönelip ulaşmakta da benden daha vakaarh idi. Vallahi Ebû Bekr benim hazırlamamda hoşuma giden hiçbirşeyi ter-ketmedi, o konuşmasına başlamasında, doğru olan görüşü belirtmek­te benim hazırladığım hitabenin benzeri yâhud ondan daha üstün olan bir konuşmayı susuncaya kadar sürdürdü. Bu konuşmasında şunları söyledi:

— (Ey Ensâr topluluğu! Allah`a yemîn ederim ki, bizler sizin fad-lınızı, İslâm yolundaki belâlarınızı ve bizim üzerimize vâcib olan hak­kınızı inkâr etmiyoruz! -İbn İshâk rivayetinden-) Sizler, kendinizde hayır bulunduğunu zikrettiniz, sizler bu hayrın ehlisiniz. Fakat şu ha­lifelik işi Kureyş`ten olan şu Muhacirler topluluğundan başkasında asla tanınmayacaktır. Bu Kureyş topluluğu neseb ve yurt bakımla­rından Arablar`ın ortası, yânı en adaletlisi ve en üstünüdür. Ben siz­ler için şu iki adamdan birine bey`at etmenizi teklîf edip buna razı olmuşumdur. Şimdi bu ikisinden istediğinize bey`at ediniz! dedi.

Umer dedi ki: Bundan sonra Ebû Bekr, kendisi aramızda otur­makta bulunduğu hâlde benim elimi ve Ebû Ubeyde ibnu`l-Cerrâh`ın elini tuttu. Ben onun söylediklerinden bundan başkasını kerîh gör­medim. Vallahi benim öne geçirilip de boynumun vurulması (yânı) bir günâhtan dolayı benim boynumun öne geçirilip de vurulmaya yak-laştırılmasi, bana içlerinde Ebû Bekr`in mevcûd bulunduğu bir kav­me emirlik yapmaklığımdan daha sevimlidir. Ancak ölümüm sırasında şeytânın telkîniyle nefsimin bunu bana süsleyip güzel göstermesi hâli müstesnada ki, ben şu saatte onu vicdanımda hissetmiyor ve bulmu­yorum!

Bu sırada Ensâr`dan bir sözcü (Habbâb ibnu`I-Munzir) şöyle dedi:

— Bizler emirlik ağacının faydalanılacak olan aslıyız, köküyüz (yânî uyuz develerin kaşınmaları için ağıllara dikilen ağaç kökleriyiz, hasta develerin o ağaçlarla kaşınıp şifâ buldukları gibi, bu emirlik işi de bizlerle şifâ bulup yaşar). Yine bizler meyveleri düşmesin, kı­rılmasın diye yapraklarla, dallarla bağlanmış yüklü hurma salkımla­rıyız. Biz Ensâr topluluğundan bir emir, sizlerden de bir emir olsun ey Kureyş cemâati! dedi.

Bunun üzerine karışık sözler çoğaldı ve sesler yükseldi, hattâ ben bir ihtilâf çıkmasından korktum da hemen:

—  Uzat elini yâ Ebâ Bekr! (Sana bey`at edeyim!) dedim.

O da elini uzattı. Ben de ona bey`at ettim. Benden sonra Muha­cirler ve sonra Ensâr Ebû Bekr`e bey`at ettiler. Biz böylece Sa`d ibn

Ubâde`ye karşı çabuk davranıp galebe sağlamış olduk. Onlardan bir sözcü:

— Sizler Sa`d ibn Ubâde`yi öldürdünüz,(yânî onu yardımsız bı­rakmak ve kuvvetini gidermek suretiyle onu ölü gibi yaptınız)! dedi.

Umer dedi ki: Bu sözcüye karşı ben:

— (Hilâfet işine mâni` olmaya çalıştığı için) Allah Sa`d ibn Ubâ­de`yi öldürsün! dedim.

Bundan sonra Umer o cumua hutbesindeki konuşmasının sonun­da şunları tekrar olarak söyledi:

— Bizler o zaman Allah`a yemîn ederim ki, kendisinde hazır bu­lunup meşgul olduğumuz bu devlet başkanlığı müzâkeresi işinden, Ebû Bekr`e bey`at edilmesi işinden daha kuvvetli hiçbir iş ve meşgu­liyet bulmadık! Bizler Ensâr topluluğunun bizlerden ayrılıp da top­luca bir bey`at olmamasından, bizden sonra onların kendilerinden bir adama bey`at etmelerinden korktuk. Bu takdirde ya bizler  razı ol­mamamıza rağmen onlarla bey`atleşecek, yâhud da onlara, muhale­fet edecektik. Böylece de büyük bir fesâd olacaktı. Artık bundan böyle müslümânların istişaresi ve rızâları olmaksızın her kim bir adama bey`­at edecek olursa (insanlar tarafından ne o bey`at eden adama, ne de onun bey`at ettiği adama;) ikisinin de öldürülecekleri korkusundan, bey`at olunmayacaktır! (Onun için hiçbir kimse bey`at olunmaya ve kendisi için bey`atin -Ebû Bekr`e vâki` olduğu gibi- tamam olacağı­na tama` etmesin)!

KS; 1590:

İbn-ü Abbas anlatıyor:

Allahü Teala Kur’ânı kerinmde: “Kadınlarınızdan fuhşu irtikap edenlere karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer ….( Nisa suresi âyet 15)..” buyurdu. Cenabı Hakk bu âyette önce kadını zikrettikten sonra, erkeği kadınla birlikte ele alarak şöyle demiştir: “Sizlerden fuhşu irtikap edenlerin….. (Nisa suresi âyet 16)”  Cenabı Hakk bu âyeti, celde âyetiyle neshederek  şöyle buyurdu: “zina eden kadınla zina eden erkekten her birine …(Nur suresi âyet 2).” Sonra Nur suresinde recm âyeti nazil oldu. Önceki vahy bekar içindi. Sonra recm âyeti tilavetten kaldırıldı, ancak hükmü baki kaldı.”                       (Ebu Dâvûd Hudud 23.) KÜTÜB-i SİTTE;  5/164

Not: Bu rivayetteki iddia kökten yanlıştır. Çünkü Nisa suresinin 15. ve 16. ayetlerinin anlamları rivayette söylendiği gibi olmayıp; Nisa suresinin 15. ayeti, erkeksiz fuhuş yapan lezbiyen kadınları, 16. ayeti de kadınsız, erkek erkeğe fuhuş yapan erkekleri, yani her iki ayet de homoseksüelliği konu etmektedir.

Bu rivayette, Kur’an’dan kaybolan bir başka ayetin daha olduğu dikkat çekmektedir. “Tefsirci”ler ve “Usülcü”ler, bu ayetin lâfzının mensuh olduğunu söylemişler, hükmünün devam edip etmediği yönünde ise bir bilgi lütfetmemişlerdir! Görüldüğü gibi yukarıdaki rivayetin üçü de İbn-i Abbas imzalıdır. Yani, bir kişinin ortaya attığı söylenti ile Nur suresinin ayeti hükümsüzleştirilmiş ve uygulamaya, muharref Tevrat’ın hükümleri yerleştirilmiştir.

Aşağıda yer alan iki rivayet ise, bize göre “şeytan ayetleri” martavalını gölgede bırakacak, müfteri Salman Rüşdi’ye bile parmak ısırtacak niteliktedir:

Ebu Abdirrahman es-Sülemî anlatıyor:

Hz. Ali hutbede şöyle buyurdu: “Ey insanlar, kölelerinize –ister muhsan olsunlar, ister olmasınlar- hadleri tatbik edin. Zira Hz. Peygamber As.’ın bir cariyesi zina yapmıştı, ona celde tatbik etmemi emretti. Dövmek üzere yanına geldim. Yeni nifas olmuştu. Döversem öldürürüm diye korktum. Durumu Rasülüllah’a arzettim. Bana:

“_ İyi yapmışsın, iyileşinceye kadar ona dokunma” dedi.”

         (Müslim, Tirmizi, Ebu Davut) KÜTÜB-i SİTTE;  1593, 5/168, 169

Rivâyet 7:

Hz. Enes anlatıyor:

Bir adam, Rasülüllah’ın ümmü veledine temas etmekle itham edilmişti. Rasülüllah, Hz. Ali’ye “Git boynunu vur” diye emretti. Hz. Ali, adama geldiği vakit, onu bir kuyunun içinde yıkanıp serinliyor buldu.

“Çık dışarı” diyerek elinden tutup kuyunun dışına çıkardı. Hz. Ali adamın “burulmuş” hadım edilmiş ve erkeklik organından mahrum olduğunu gördü. artık ona dokunmayıp, durumu Hz. Peygamber’e  haber verdi. Rasülüllah, onu, davranışı sebebiyle takdir etti.”  (Müslim, Tevbe 59, 2771) KÜTÜB-i SİTTE; 1602, 5/176, 177

Yukarıdaki iki rivayetin iyice anlaşılması için, tekrar okunmasını öneriyoruz. Çünkü rivayetlerdeki edepsizlik bütün hadleri aşmış durumdadır:

Birinci rivayette; peygamberimizin bir cariyesinin, hem de ondan çocuk doğuran bir cariyesinin; zina yaptığından, zina neticesinde hamile kaldığından, bu çocuğu doğurduğundan ve peygamberimizin de onu cezalandırması için Ali’yi görevlendirdiğinden söz edilmekte, ikinci rivayette ise, peygamberimizin cariyesi ile zina ettiği zannedilen adamın hadım olduğu, yani zina edenin o adam olmadığının anlaşıldığı ileri sürülmektedir. Bu rivayetlerde konu edilen ümmü veled cariye, rivayetlerin yer aldığı kaynaklardaki açıklamalara göre Mariye’dir. Yani bizim, peygamberimizin değerli cariyesi, anamız Mariye tarafından doğurulduğunu bildiğimiz ve sabi yaşta ölen İbrahim, bu rivayetleri uyduran kendini bilmez mel’unlarca veled-i zina yapılmış olmaktadır.

“Hadis” adıyla ortaya çıkmış bu rezil ifadelere hadis şârihleri ise, hangi gözle bakmışlarsa, şu hükümleri çıkarmışlardır: “Hastalara, nifaslı olanlara iyileşinceye kadar ceza uygulanmaz.” ve “Şahit, gaibin görmediğini görür.”

“Recm”in, zina fiiline verilen ceza olarak uygulandığını ileri süren rivayetlere devam ediyoruz:

Vâil ibn-ü Hucr ibn-i Rebia anlatıyor:

“Rasülüllah’ın sağlığında, namaz kılmak maksadıyla bir kadın evinden çıkmıştı. Yolda ona bir erkek rastladı. Kadına çullanıp ihtiyacını giderdi. Kadın bağırdı, adam ise sıvıştı gitti. Çığlığı duyan bir erkek koştu geldi. Kadın ona başına gelenleri anlattı. Sonra bir grup muhacire rastladı, başından geçenleri onlara da anlatıp: “Bir adam bana böyle yaptı.” dedi. hep beraber yürüyüp, kadının kendisine tecavüz ettiği kimseyi yakalayıp kadına getirdiler. Kadın:

“_Evet bu odur.” dedi. sonra adamı Rasülüllahın yanına götürdüler. Rasülüllah adamın recmedilmesini emrettiği sırada, kadına tecavüz etmiş olan kimse kalkıp:

“Ey Allah’ın rasülü, suçlu benim.” diye itirafta bulundu. Rasülüllah kadına:

“_ Git, Allah günahlarını affetti” dedi. zan altında kalmış olan kimseye de güzel sözler söyleyip gönlünü aldı. Tecavüzcünün recmedilmesini, emretti ve recmedildi.

Sonra Rasülüllah şunu söyledi:

“_Bu adam öyle bir tevbe ile tevbe etti ki, böyle bir tevbeyi Medine ahalisi yapsaydı kabul edilirdi.” (Tirmizi; Hudud 22, Ebu Davud; Hudud 7) KÜTÜB-i SİTTE;  1596, 5/170, 171

İbn-i Abbas anlatıyor:

 “Hz. Ömer’e, zina yapmış olan deli bir kadın getirildi. Recm edilip edilemeyeceği hususunda halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. Kadına Hz. Ali uğradı. Hazırlığı görünce:

“_Bunun hali nedir? diye sordu. Kendisine: “falanca kabileden deli bir kadındır, zina yapmıştır. Hz. Ömer, onun recmedilmesine hükmetmiştir” dediler. Hz. Ali:

“_Kadını geri götürün” dedi. Sonra Hz. Ömer’e uğrayıp:

“_Ey Mü’minlerin emiri, bilirsin ki, Rasülüllah:

“Kalem üç kişiden kaldırılmıştır (onlar yaptıklarından sorumlu değildirler.): Bülüğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan.” Bi çare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki akli noksanlığı sırasında tecavüz etmiştir” dedi. (Ebu Davud; Hudud 16) KÜTÜB-i SİTTE;   1597, 5/172

Buhari; Kitabü’l vekale; 13. Bab, Hadis no; 14:

14- … Zeyd ibn Hâlid ile Ebû Hureyre(R)`den; şöyle demişler­dir: Peygamber (S): “Yâ Uneys (ibne`d-Dahhâk), şu zina suçu isnâd edilen kadına git, eğer o kadın zina ettiğini itirâf ederse ona recm cezası uygula” buyurdu

Buhari; Kitabül müharibin 7. Bab. 14. nolu rivayet 14

14- … Bizeel-Leys, Ukayl`den; o daîbnŞihâb`dan; odaEbû Seleme ibn Abdirrahmân ile Saîd ibnu`l-Müseyyeb`den tahdîs etti ki, Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) mescidde iken bir adam geldi de O`na nida etti ve:

—  Yâ Rasûlallah! Ben zina ettim! dedi.

Rasûlullah ondan yüz çevirdi. Bu adam bu şekilde kendi aley­hindeki i`tirâfını dört kerre tekrar etti. Kendi aleyhine dört kerre şe-hâdet edince Peygamber onu çağırdı da:

—  ”Sende delilik var mı?” diye sordu. O zât:

—  Hayır (yoktur), dedi. Peygamber:

—  “Sen evli misin?” diye sordu. O zât:

—  Evet (evliyim), dedi.

Bunun üzerine Peygamber oradakilere:

—  “Bunu götürünüz ve taşlayınız!” emrini verdi.

Ibn Şihâb şöyle dedi: Bana Câbir ibn Abdillah`tan işiten kimse haber verdi ki, Câbir:

— Ben o zâtı taşlayanların içinde bulundum. Bizler onu (cena­zelere namaz kılınan) musallada taşladık. Taşlar ona isabet edip acı­tınca kaçtı. Biz de ona Harre`de yetiştik ve recmettik, demiştir

Habib ibn-ü Salim anlatıyor:

“Abdurrahman ibn-ü Huneyn denen bir adam karısının cariyesine temasta bulundu. Hadise, Kufe emiri Numan ibn Beşir’e götürüldü.

“_ Ben dedi, hakkınızda, Rasülüllah’ın hükmüyle hükmedeceğim: Eğer zevcen, cariyeyi sana helal ederse, yüz deynek yiyeceksin, helal etmezse recmedileceksin.”

Sonra karısının cariyeyi adama helal ettiğini görünce, emir yüz değnek vurdu.”  (Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İbni Mace) Kütübü sitte; 1598

Buhari; Kitabü’l muharibin; Bab; 9, Hadis No. 17:

17- … İbn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah(S)`a bir Yahûdî erkeği ile bir Yahûdî kadını getirildi. Bunlar birbirleriyle çirkin bir iş (yânî zina fiili) meydana getirmişlerdi. Rasûlullah Yahûdîler`e:

—  “Sizler kitabınız Tevrat`ta zina edenler için ne cezası bulu­yorsunuz?” diye sordu.

Onlar:

— Âlimleriniz, zina edenin yüzünü kömürle karartma ve bir eşek üzerine (yüzlerini birbirine) ters bindirme bid`atini çıkardılar, diye cevâb verdiler.

Abdullah ibn Selâm:

—  Yâ Rasûlallah! Onlara Tevrat`ı getirmelerini emret! dedi. Tevrat getirildi. Yahûdîler`den biri elini recm âyeti üzerine koydu

da öncesini ve sonrasını okumaya başladı. Abdullah ibn Selâm ona:

—  Elini kaldır! dedi.

Bir de baktılar ki, recm âyeti elinin altındadır. Bunun üzerine Rasûlullah zina eden o iki kimsenin recm edilmesini emretti, onlar da recm olundular.

İbn Umer: Bu zina eden iki kişi Mescid`in yanında düz taşlarla

döşenip kaplanmış olan Balat denilen yerde recm olundular. Ben er­kek Yahûdî`nin kadını taşlardan korumak için üzerine kapandığını görd&uum

 

 

 

العصمة للّه وحده - el-Ismetü lillâhi vahdeh

[Kusursuzluk sadece Allah’a mahsustur]…

 

Hakkı YILMAZ