“ التوبةTevbe” kavramı, İslam dininde çok önemli bir yeri olan bir kavramdır. Ama maalesef zaman içerisinde, Müslümanlar arasında İslam’ın onlarca kavramı gibi bunun da, anlamı sığlaştırılmış, yozlaştırılmış ve içi boşaltılmıştır.
Şu anda Müslümanlar her türlü kusuru; günahı işleyip arkasından “tevbe yarabbi!” diyerek tevbe ettiğini sanarak günahlarının affedildiğine inanmaktadır.
İşte bu nedenle “Tevbe” sözcüğü ve kavramı üzerinde tahlil yapmayı bir iman borcu biliyoruz. الوبةTevbe, lügatlerde: “Günahtan pişmanlık duyarak Allah’a itaate dönmektir, yönelmektir” diye tanımlanır. (Lisanü’l Arab, c.1 , s. 635, 636 “tvb” mad.)
Sözcüğün asıl anlamı, “dönmek” demektir. Kur’an’da bu sözcük farklı türevleriyle, (fiil, isim) 110 kez yer almıştır. Bu ayetlere baktığımızda bu sözcüğün hepsinin “kul” ile “Allah” için kullanıldığını; yani “Kulun Allah’a tevbesi” veya “Allah’ın kullara tevbesi” olarak kullanıldığını, bunların dışında başka bir anlamda kullanılmadığını görüyoruz.
Aşağıda değişik alt başlıklarda görüleceği gibi kulun tevbesi (kötülükten Allaha itaate dönüşü) ve Allah’ın tevbesi (kullarını cezalandırmaktan dönüşü) mutlak olmayıp, bir bilgi neticesinde oluşmaktadır. Yani bu, tepkisel bir eylemdir. Tevbe, kişinin hayata bağlanmasına, ümitlerin sönmemesine vesile olan bir rahmet kapısıdır.
Bunu kul açısından ele alırsak: Kişi, yaptığı kötülüğün, kötülük ve zararlı bir hareket olduğunu bilecek, bu konuda bilinçlenecek ve yaptığı kötülükleri bir daha yapmamaya kesin olarak karar verecektir.
Bakara; 37- 39.
37- 39 – Sonra da Âdem, Rabb’inden birtakım kelimeler aldı (kendine vahyedildi; zihnine yerleştirildi); Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin. Artık size benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır Ve küfretmiş ve âyetlerimizi yalanlamış kimseler; işte onlar, Ateş’in ashabıdır. Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.” Sonra da O (Allah), onun tövbesini kabul etti. Muhakkak O, tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.
Bakara; 54:
54 - Hani bir zamanlar Musa kavmine: “Ey kavmim! Şüphesiz siz o buzağıyı edinmekle (altına tapmakla) kendi kendinize zulmettiniz. Gelin hemen Yaratıcı’nıza tövbe edin de benliklerinizi değiştirin. Böylesi Yaratıcı’nız nezdinde sizin için hayırlıdır” demişti. Sonra da O (yaratıcınız) tövbenizi kabul etti. Şüphesiz O (Yaratıcınız), Tevvab’ın, Rahîm'in ta kendisidir.
En’am; 54.
54 – Ve ayetlerimize inanan kimseler sana geldikleri zaman hemen: “Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Şüphesiz sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tövbe eder ve düzeltirse; şüphesiz ki O [Allah], Gafur’dur, Rahîm’dir” de!
Al-i Imran; 135:
135- Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
Nisa; 64:
64 – Ve Biz, her elçiyi sadece, Allah’ın izniyle itaat olunsun diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmalarını isteselerdi, Resul de onlar için bağışlanma isteseydi, kesinlikle Allah'ı Tevvab (….), Rahıym (…..)bulurlardı.
Nisa; 110:
110 - Kim bir kötülük işler yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhametli bulur.
Biz bu ayetler ışığında kulun tevbesini şöyle tanımlayabiliriz: “Tevbe, bilinçlenerek, kararlılıkla kusurları terk edip, Allah’a” itaate yönelmedir.” Kısacası tevbe, kişinin hayatındaki gerçekleştirdiği bir bilinçli devrimdir, “Tevbe ya Rabbi “ demek gibi sözden ibaret değildir.
Allah açısından ele alırsak, Allah da kulun bu kesin kararı karşısında kulun cezalandırılmamasının, cezalalandırılmasından daha yararlı olduğunu bilecek ve kulu cezalandırmaktan dönecektir, vazgeçecektir. Ve de kulun kusurlarını örtüp gizleyecektir. Allah’ın bir ismi de “Tevvab () olup” Kur’an’da, on bir kez yer alır. Ayrıca “Tevbeleri kabul etti, eder (cezalandırmaktan vaz geçti, geçer, O, tevbeleri kabul edendir)” şeklinde de onlarca Allah’ın vaadi vardır. Allah’ın Tevvab oluşu, yani hatalı kullarının kusurlarını örtüp onları cezalandırmaması, bir başka ifade ile onlara mağfiret etmesi olarak ifade edilir. “Mağfiret” sözcüğünü aşağıda ayrı olarak açıyoruz.
Bakara; 187.
… Allah, sizin kendinize hainlik ettiğinizi bildi de tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. …
Enfal; 66.
66 - Şimdi Allah, sizden hafifletti ve sizde şüphesiz bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi olursa ikiyüzü yenerler. Ve sizden bin olursa Allah'ın izniyle ikibini yenerler. Ve Allah sabredenlerle beraberdir.
Müzzemmil; 20:
…. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O hâlde Kur'an'dan kolay geleni okuyun! ….
Ta Ha; 121, 122:
121- Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen çirkinlikleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve aleyhlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbine asi oldu da şaşırdı / azdı.
122- Sonra Rabbi, onu seçti de tövbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi. Rabbimiz, onlarca ayetinde, Rahman, Rahıym, Tevvab, Gaffar, Gafir, Gafûr ve Afüvv sıfatları gereği kusurlu kullarını tevbeye davet etmiştir.
Nur; 31:
30- Mümin erkeklere: Bakışlarından bir kısmını kısmalarını ve
ırzlarını korumalarını söyle. Bu, onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz Allah, onların yapıp ürettiklerine haberdardır.
31- Mümin kadınlara da: Bakışlarından bir kısmını kısmalarını ve Irzlarını korumalarını söyle. Ziynetlerini de -görünenler hariç- belli etmesinler. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Ve süslerini, kocaları, babaları,
kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşin oğulları, kadınlar, yeminlerinin sahip oldukları, kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar ve
kadınların avretlerini (cinsel organlarını) henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar dışındakiler için belli etmesinler. Süslerinden gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ve ey Müminler! Başarıya ermeniz için hepiniz topluca Allah'a tövbe edin!
Tahrim, 8:
8 - Ey iman etmiş kimseler! Nasuh (saf, katışıksız; samimi) bir tevbe ile Allah'a tevbe edin . Umulur ki Rabbiniz, Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı, nurlarının önlerinde ve sağlarında koşacağı, “Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye güç yetirensin" diyecekleri günde sizin kötülüklerinizi örter, ve sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.
Bakara, 54:
54 - Hani bir zamanlar Musa kavmine: “Ey kavmim! Şüphesiz siz o buzağıyı edinmekle (altına tapmakla) kendi kendinize zulmettiniz. Gelin hemen Yaratıcı’nıza tövbe edin de benliklerinizi değiştirin. Böylesi Yaratıcı’nız nezdinde sizin için hayırlıdır” demişti. Sonra da O (yaratıcınız) tövbenizi kabul etti. Şüphesiz O (Yaratıcınız), Tevvab’ın, Rahîm'in ta kendisidir.
Nahl; 119.
119 - Sonra şüphesiz senin Rabbin, bir cahillikle günah işleyen sonra bunun ardından tövbe eden ve düzelten kimseler içindir. Şüphesiz ki senin Rabbin, bundan sonra kesinlikle çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Hud; 3,
1-4 – Elif, lam, ra. [Bu,] Allah'tan başkasına kulluk etmeyin [sadece Allah’a kulluk edin] diye ayetleri hikmet içertilmiş/ bozulması engellenmiş, bir de Hakim [hikmetler koyan/ engelleyen], Habir [her şeyden haberdar olan Allah] tarafından detaylandırılmış bir kitaptır: “Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. Ve Rabbinize istiğfar edin [bağışlanma isteyin], sonra O’na tövbe edin ki, sizi adı konmuş bir süreye kadar güzelce yararlandırsın. Ve her fazilet sahibine lütfunu versin. Ve eğer yüz çevirirseniz, ben sizin aleyhinize olan büyük bir günün azabından korkarım. Dönüşünüz yalnızca Allah'adır. Ve O her şeye gücü yetendir.”
Hud 52
50- 52 - Ad’a da kardeşleri Hud’u [gönderdik]... O, dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yok. Siz uydurmacılardan başka bir şey değilsiniz. Ey kavmim! Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratan üzerinedir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O'na tövbe edin ki, üzerinize gökten bol bol göndersin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Ve günahkârlar olarak sırt çevirmeyin.”
Hud; 61, 62:
61, 62 - Semud’a da kardeşleri Salih’i [gönderdik]... O, dedi ki: “Ey halkım! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yok. O, sizi yeryüzünden oluşturan ve size orada ömür geçirtendir. Artık O’ndan mağfiret isteyin. Sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim Karîb'dir [çok yakındır], Mucîb'dir [cevap verendir].” Dediler ki: “Ey Salih! Sen, bundan önce aramızda aranan/ ümit beslenen bir kişi idin. Şimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi yasaklıyorsun? Ve hiç şüphesiz biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz.”
Hud; 88- 90
88-90 – O [Şuayb]: “Ey kavmim! Gördünüz mü [hiç düşündünüz mü]? Şayet ben Rabbimden bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet O bana kendi katından güzel bir rızk ihsan etmişse!? Ve Ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeyi istiyorum. Muvaffakiyetim de ancak Allah iledir. Ben yalnızca O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yönelirim. Ve ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Ve Lut kavmi sizden pek uzak değildir. Ve Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir” dedi.
Kasas; 67:
67 - Fakat tövbe etmiş, iman etmiş ve salihi işlemiş kimseye gelince; o, kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.
Bakara; 222
222 - Sana kadınların aybaşı halinden de soruyorlar. De ki: O, bir eziyettir. Onun için aybaşı halinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Artık iyice temizlendikleri zaman da Allah'ın emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz Allah, çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri de sever.
Enfal; 33:
33 - Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azap edici değildir.
Nur; 10
10 - Ya Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı!... Ve şüphesiz Allah, Tevvab’dır, Hakiym’dir.
Nisa; 31
31 - Eğer siz, yasaklandığınız şeylerin büyüklerinden sakınırsanız, kötülüklerinizi sizden örteriz. Ve sizi saygın giriş yerine girdiririz.
Tegabun; 9:
9 - Toplanma günü için sizi toplayacağı gün (zaman); -İşte o gün, karşılıklı aldatma günüdür- Kim Allah'a inanır ve salihi işlerse O (Allah), onun kötülüklerini örter ve onu, içinde ebedi kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Maide; 72-74:
72- “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’in kendisidir” diyen kimseler kesinlikle kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih, “Ey israiloğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz Allah’a kulluk edin. Şüphesiz kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle Allah ona cenneti haram eder onun barınağı da ateştir. Ve zalimler için yardımcılardan kimse yoktur.
73 – “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyen kimseler kesinlikle kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, kesinlikle onlardan kafir olan kimselere acı veren bir azap dokunacaktır.
74 – Hâlâ onlar, Allah'a tevbe etmez ve O'ndan af dilemezler mi? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Tevbenin zamanı - Tevbenin işe yaramayanı
Ayetlerden anlaşıldığına göre insanın ömrünün sonunda tevbe etmesi ve inançsız insanların tevbe etmeye yeltenmesi işe yaramamaktadır.
Nisa; 17, 18:
17- Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerinkidir. İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm/hikmet sahibidir.
18- Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: 'Ben şimdi gerçekten tevbe ettim' diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır.
Âl-i Imran; 133- 136:
133, 134- Ve Rabbinizden bağışlanmaya ve eni göklerle yer kadar olan, bollukta ve darlıkta infak eden, öfkelerini yutan ve insanları affeden müttekiler için hazırlanmış olan cennete yarışın. –Ve Allah, Muhsinleri (iyilik güzellik üretenleri) sever.
135- Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
136- İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlerin karşılığı/ödülü ne güzeldir.
Al-i Imran; 90:
90 - Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olan şu kimseler; onların tevbeleri asla kabul olunmayacaktır. Ve işte onlar sapıkların ta kendileridir.
Nisa; 48:
48:-Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun altındaki günahları dilediği kimseler için bağışlar. Kim Allah’a ortak tanırsa, şüphesiz pek büyük bir günah uydurmuş (işlemiş) olur.
Nisa; 116:
116- Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun aşağısında kalanları ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.
Tevbe, sadece, ahırete yönelik değildir. Dünya da da söz konusudur. Toplumsal suçlarda, suçlu yakalanmazdan evvel, yaptığı kötülüğün bilincine ererek kamu otoritesine teslim olup suçunu itiraf ettiği zamanda da onun tevbesi kabul olur. O kişi, cezalandırılmaz affa mazhar olurlar.
Maide; 33, 34:
33 - Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların karşılığı, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama/ arka arkaya kesilmesi, ya da yeryüzünden sürgün edilmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir zillettir. Ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.
34 - Ancak onlar üzerine güçlü olmazdan (onları yakalayıp kontrol altına almazdan) önce tevbe edenler hariç. Artık iyi bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Maide; 38, 39:
38 - Hırsız erkek ve hırsız kadının; bunların yaptıklarına karşılık, Allah'tan bir engelleyici uygulama olarak hemen ellerini kesin (etkenlerini kaldırın). Allah, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
39 – Sonra kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder ve düzeltirse, bilsin ki, şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, Gafur’dur (çok bağışlayandır), Rahıym’dir (çok merhamet edendir).
Nur; 4, 5:
4 – Ve muhsan (evli, himaye altında) kadınlara zina isnadında bulunup, sonra dört tanık getiremeyen kimseler; hemen bunlara seksen kamşı vurun ve onların tanıklığını hiçbir zaman kabul etmeyin. Ve onlar, yoldan çıkmışların ta kendileridir.
5 - Ancak bundan sonra tevbe eden ve düzelten kimseler hariçtir. Artık, şüphesiz Allah, Gafur’dur (çok bağışlayandır), Rahıym’dir (çok merhametlidir).
Ta Ha; 80- 82:
80–82- Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve dağın sağ yanında size söz verdik / dağın sağ yanını size buluşma yeri olarak belirledik. Üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın / bal indirdik. -Sizi rızklandırdığımız şeylerin temizlerinden yiyin ve bunda aşırı gitmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o iner [düşer, mahvolur]. Ve şüphe yok ki Ben, tövbe eden, iman edip salihi işleyen, sonra da hakk yolu bulan kimse için çok bağışlayıcıyım.-
Zümer; 53- 58:
53 - De ki: “Ey nefislerine karşı sınırı aşmış olan kölelerim! kullar! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah, günahları tümden bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
54 – Ve size azap gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun. Sonra yardım edilmezsiniz.
55- 58 – Ve ansızın azap gelmeden, kişinin, “Allah’ın yanında, yaptığım ölçüsüzlüklerden dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim” demesinden yahut “Allah bana doğru yolu gösterseydi, her halde ben muttakilerden olurdum” demesinden veya azabı gördüğü zaman “Bana bir geri dönüş olsaydı da ben de o iyilik-güzellik üretenlerden olsaydım” demesinden önce Rabbinizden size indirilenin en güzelini izleyin.”
Bakara; 37- 39:
37- 39 – Sonra da Âdem, Rabb’inden birtakım kelimeler aldı (kendine vahyedildi; zihnine yerleştirildi); Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin. Artık size benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır Ve küfretmiş ve âyetlerimizi yalanlamış kimseler; işte onlar, Ateş’in ashabıdır. Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.” Sonra da O (Allah), onun tövbesini kabul etti. Muhakkak O, tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.
Maide; 39:
39 – Sonra kim yaptığı zulümden sonra tövbe eder ve düzeltirse, bilsin ki şüphesiz Allah, onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Enam; 54:
54 – Ve ayetlerimize inanan kimseler sana geldikleri zaman hemen: “Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Şüphesiz sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tövbe eder ve düzeltirse; şüphesiz ki O [Allah], Gafur’dur, Rahîm’dir” de!
Meryem; 59-61:
59–61- Sonra onların ardından half [kötü bir nesil] geldi ki, Salatı (sosyal desteği) kaybettiler [hayatlarından çıkarıp attılar]. Ve şehvetlerine uydular. Bundan dolayı tövbe eden ve iman eden ve salihi işleyenler hariç onlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. İşte bunlar [tövbe eden, iman eden ve salihi işleyenler] cennete; Rahman’ın kullarına görmedikleri hâlde vadettiği Adn cennetlerine girecekler ve hiçbir şeyce haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
Fürkan; 68- 71:
68–71- Ve işte o kişiler [Rahman’ın kulları], Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı öldürmezler. -Ancak Hakk ile öldürürler.- Zina da etmezler. -Ve kim bunları yaparsa, günahla karşılaşır. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada, alçaltılarak sürekli olarak kalır. Ancak tövbe eden, iman eden ve salihi işleyenler müstesna. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Ve her kim tövbe eder ve salihi işlerse, kesinlikle o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.-
Nur; 19-21:
19 – Şüphesiz, inanan kimseler içinde fahışenin (aşırılığın, utanmazlığın) yayılmasını seven kimseler; dünyada ve ahirette acı veren bir azap onlar içindir. Ve Allah bilir; siz bilmezsiniz.
20 – Ve sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı!... Ve şüphesiz Allah, çok şefkatli ve çok merhametlidir
21 - Ey iman etmiş kimseler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Ve kim şeytanın adımlarını izlerse, şunu bilsin ki o, fahşa (aşırılıkları) ve münkeri (tüm çirkinlikleri) emreder. Ve eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbir kimse ebediyen temize çıkmazdı. Fakat Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir.
Enam; 54:
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir ecir verecektir.
Nisa; 145, 146:
145 - Şüphesiz ki münafıklar, Ateş’ten, en aşağı tabakadadırlar. Sen de onlara bir yardım edici bulamazsın.
146 - Ancak dönenler, düzeltenler, Allah'a sıkıca sarılanlar ve dinlerini Allah için arıtan kimseler müstesna. İşte bunlar, müminlerle beraberdirler. Ve Allah, müminlere büyük bir ecir verecektir.
Bakara; 159, 160:
159- 160- Şüphesiz indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, Biz, kitapta insanlara apaçık gösterdikten sonra gizleyen kimseler; işte onlar; onlara Allah ve lanet ediciler lanet eder. Ancak tevbe eden ve düzeltenler ve (açık delilleri ve hidayeti) açıkça ortaya koyanlar başkadır. İşte onlar; Ben onların tevbelerini kabul ederim. Ve Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.
Tevbe; 117, 118:
117 – Ant olsun ki, Allah, peygambere ve en zor gününde ona uyan Muhacirlerlere ve Ensar'a, kendilerinden bir kısmının kalbleri az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Şüphesiz O, onlara, çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
118 – Geri kalanlardan o üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, benlikleri de kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğuna da iyiye inanmışlardı. Sonra O (Allah), onlara dönmeleri için tevbe nasip etti de tevbelerini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.
A’raf; 153:
153. O kötülükleri işleyip de sonra arkasından tevbe edenler [dönenler] ve iman edenler için de hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de affedici ve merhamet edicidir.
Ayetlerden açıkça anlaşıldığına göre, Rabbimiz, küfürden, şirkten, münafıklıktan, müslümanlara karşı savaştan, zina iftirasından, hırsızlıktan, uğursuzluktan hangi suç olursa olsun, kendine ailesine topluma kötülüğün bilincine ererek hayatında değişim yapanları cezalandırmaktadır. Bir taraftan şirki, küfrü sürdüürken bir taraftan da tevbe edenlerin tevbesini ise kabul etmemektedir.
MAĞFİRET- İSTİĞFAR
“ المغفرةMağfiret” sözcüğü “örtmek, gizlemek, perdelemek” anlamındaki “ غفرğfr” sözcüğünün türevlerindendir. Bu sözcük Arapların “elbiseni siyaha boya, çünkü siyah renk kiri örter, gizler” deyimlerinden gelmektedir. (Lisanü’l Arab, c. 6, s. 646, “gfr” mad.)
Kur’an’da “ غفرgfr” kökünden türemiş 234 sözcük bulunmaktadır. Bunlardan 229’u Allah’a nisbet edilmiştir. Bu sözcük, Allah’a nisbet edilirse “allah’ın, kulunun günahlarını örtmesi, gizlemesi, kimsye ifşa etmemesi dolayısıyla da cezalandırmaması” demek olur. Biz buna kısaca “Allah’ın kusurları bağışlaması” diyoruz. Bu sözcük, kullara nisbet edilirse “başkasının kusurunu görmeme; hoşgörü” anlamıyla ifade edebiliriz. Bunun örneği Kur’an’da sadece bir ayette mevcuttur:
Bakara; 263:
263 – Ma’ruf söz (Bir tatlı dil, güzel söz) ve bağışlamak, kendisini eza (incitme, başa kakma) izleyen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, Ganiyy’dir (Zengindir; hiçbir şeye muhtaç değildir), Haliym’dir (yumuşak davranandır).
Rabbimzin, “Gafir, Gafûr ve Gaffar” isimleri de “Gfr” kökünden türemiş kelimelerdir.
Bu kökten türeme bir sözcük de çokça kullanılan “ الإستغفارistiğfar” sözcüğüdür. Bu sözcüğün anlamı “bağışlanma isteme” demektir. O nedenle “istiğfar bir dua türüdür. Kulun suç işlemesinden sonra, tevbe etmesi ve Allah’tan kendisini affetmesini istemesidir. Tevbe kişiye özeldir. Herkes kendisi kendi adına tevbe eder. İstiğfar ise bundan farklıdır. Kişi kendisinin bağışlanmasını isteyebileceği gibi, başkasının; anasının babasının, çocuklarının, arkadaşlarının, komşularının vs. bağışlanmalarını da Allah’tan isteyebilir. Ancak kâfirlere istiğfar edilmesi yasaklanmıştır .
Aynı tevbe konusunda olduğu gibi, Rabbimiz kullarını, itiğfara (kusurlarının bağışlanmasını istemeye) çağırmıştır.
Allah’ın bağışlamayacağı; örtbas etmeyeceği tek suç, şirktir.
İstiğfar ve mağfiret ile ilgili de yukarıda arzettiğimiz gibi Kur’an’da yüzlerce ayet vardır. Burada birkaçını arzederken diğerlerinin Kur’an’dan bakılmasını öneriyoruz.
Ra’d; 6:
6 – Ve onlar senden, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmanı isterler. Halbuki onlardan önce onlara misal olacak cezalar gelip geçmiştir. Ve gerçekten senin Rabbin, zulümlerine karşılık insanlar için cidden mağfiret sahibidir. Ve kesinlikle senin Rabbin, azabı cidden çok çetin olandır.
Ya Sin; 11:
11- Şüphesiz sen o zikre [Kur’an’a] uyan ve gaybde Rahman’a haşyet duyan kimseyi uyarırsın. Sen hemen onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir ödül ile müjdele.
Zümer; 53:
53 - De ki: “Ey nefislerine karşı sınırı aşmış olan kölelerim! kullar! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah, günahları tümden bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Ahzâb; 35:
35 - Şüphe yok ki müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, saygıda duran erkekler ve saygıda duran kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşulu erkekler ve huşulu kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını muhafaza eden erkekler ve ırzlarını muhafaza eden kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve Allah-'ı çok zikreden kadınlar; Allah, onlar için bir mağfiret ve büyük bir ödül hazırlamıştır.
İman ederek salihatı işleyenlerin de Allah'ın mağfiretine ulaşacakları aşağıdaki âyetlerde açıklanmaktadır:
Maide; 9:
9 - Allah, iman eden ve salihatı işleyen kimselere vaad etmiştir: Mağfiret ve büyük ödül yalnızca onlaradır.
Âl-i İmrân;133- 136,
133, 134- Ve Rabbinizden bağışlanmaya ve eni göklerle yer kadar olan, bollukta ve darlıkta infak eden, öfkelerini yutan ve insanları affeden müttekiler için hazırlanmış olan cennete yarışın. –Ve Allah, Muhsinleri (iyilik güzellik üretenleri) sever.
135- Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
136- İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlerin karşılığı/ödülü ne güzeldir.
Al-i Imran; 157:
157 - Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz de, Allah’tan bir bağışlanma ve rahmet, kesinlikle onların topladıklarından daha hayırlıdır.
Enfâl; 74,
74 – Ve o, iman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihad eden kimseler ile, barındıran ve yardım eden kimseler; işte bunlar, gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Bunlar için a bir mağfiret ve saygın bir rızık vardır.
Necm, 32:
32 - Onlar ki, bazı küçük sürçmeler hariç, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin bağışlaması geniş olandır. Sizi, hem topraktan oluşturduğu zaman, hem de annelerinizin karnında ceninler halinde bulunduğunuz zaman, en iyi bilen O'dur. O halde nefislerinizi temize çıkarmayın. İttika eden kimseyi O daha iyi bilir.
Bakara, 221:
221- Ve müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın. İman etmiş bir cariye -sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman etmiş bir erkek köle -sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise kendi bilgisi ile cennete ve mağfirete çağırır. O, öğüt alıp düşünürler diye insanlara ayetlerini ortaya koyar.
Hâdîd, 21:
21 - Rabbinizden bir bağışlanmaya, Allah'a ve elçilerine inananlar için hazırlanmış, genişliği gökle yerin genişliği gibi olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Onu dilediğine verir. Ve Allah büyük lütuf sahibidir.
Müddessir, 56:
56- Ve onlar, Allah'ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. O, sakındırmaya ehildir ve affetmeye ehildir.
Müşriklere ve münafıklara, mağfiret etmek hususunda Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
Tevbe 80:
80 - Onlar için ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmeleri nedeniyledir. Allah, fasıklar kavmine kılavuzluk etmez.
Tevbe; 113,114:
113 – Kendilerine, cehennem ashabı oldukları iyice belli olduktan sonra peygambere ve iman etmiş kişilere, akraba bile olsalar, müşrikler için istiğfar etmek yoktur.
114 - İbrahim'in babası için istiğfar etmesi de yalnızca ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Sonra onun Allah için bir düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan (istiğfardan) vazgeçti. Şüphesiz İbrahim, çok içli, çok halim birisi idi.
Bakara; 286:
286 - Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı kendi yararına ve kendi yaptığı zararınadır. Ey Rabbimiz, eğer terk ettiysek ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır sorumluluk/ sıkıntıya sokacak şeyler yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Ve bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sen bizim Mevlamızsın. Ve de kâfir kavimlere karşı yardım et bize.
A'raf; 151:
151. O (Mûsâ) dedi ki: “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Ve Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
Şuarâ; 86:
86- Ve babamı da bağışla, şüphesiz o sapıklardan oldu.
İbrâhîm; 41:
35- 41- Ve hani bir zaman İbrahim: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmamızdan uzak tut! Rabbim! Şüphesiz onlar [putlar] insanlardan birçoğunu saptırdılar. Şimdi kim bana uyarsa, artık o, şüphesiz bendendir; kim bana karşı gelirse, … Artık Sen şüphesiz çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. Rabbimiz! Şüphesiz ben çocuklarımdan bir bölümünü salâtı ikame etmeleri için, senin dokunulmazlaşmış Ev’inin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Şükretmeleri için artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerden rızıklandır. Rabbimiz! Şüphesiz Sen bizim gizlediğimiz şeyleri ve açığa vurduğumuz şeyleri bilirsin. -Ve yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.- İhtiyarlık halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitendir. Rabbim! Beni salâtı ikame eden kıl! Soyumdan da. Rabbimiz! Duamı da kabul et! Rabbimiz! Hesabın kurulduğu günde benim için, anam-babam için ve müminler için mağfirette bulun!" demişti.
Muhammed; 19:
19 – öyleyse, Allah'tan başka ilah diye bir şeyin olmadığını bil! Kendi günahın için, mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile. Ve Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri ve durduğunuz yeri bilir.