Sâd

1,3,2) Sâd/90.[#84] Öğüt/şeref sahibi Kur'ân kanıttır ki, onlardan önce nice kuşakları değişime, yıkıma uğrattık Biz. Onlar da çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi. Aksine o kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimseler bir gurur ve bölünme içindedirler.[#85]
4,5) Ve içlerinden kendilerine bir uyarıcı geldiğine şaştılar da o kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimseler, "Bu bir sihirbazdır, çok çok yalan söyleyen birisidir. O bunca ilâhı, bir tek ilâh mı yapmış? Bu gerçekten çok şaşılacak bir şey!" dediler.
6,7,8) Ve içlerinden ileri gelenler yürüdüler: "İlâhlarınız üzerinde direnin ve sözünüzden, kararınızdan dönmeyin. Bu, gerçekten, sizden beklenen bir şeydir! Biz bunu son/başka bir dinde işitmedik, bu ancak bir uydurmadır. Öğüt/Kitap aramızdan o'nun üzerine mi indirildi?" -Aksine onlar Benim öğüdümden/Kur'ân'dan yetersiz bilgi içindeler, aksine onlar henüz azabımı tatmadılar.-
9,10,11) Yoksa çok güçlü ve çok bağış yapan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? Ya da bütün o göklerin, yerin ve aralarında olanların mülkü onların mıdır? Öyleyse, burada, çeşitli gruplardan oluşmuş, bozguna uğramış bir ordu olan onlar, her yolu deneyerek yükselsinler, ellerinden gelen her şeyi denesinler!
12,13) Onlardan önce Nûh'un toplumu, Âd, kazıklar sahibi; muhteşem orduları olan/görülmemiş işkenceler eden[#86] Firavun, Semûd, Lût'un toplumu ve Eyke ashâbı[#87] da yalanladılar. İşte onlar, ayrı ayrı baş çeken gruplardır.
14,15) Onların hepsi, sadece elçileri yalanladılar. Bu sebeple azabım hak oldu. Ve bunlar, göz açıp kapayacak kadar bile gecikmesi olmayan bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar.
16) Ve dediler ki: "Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azaptan payımızı acele ver bize!"
17) Sen onların dediklerine sabret ve güçlerin sahibi kulumuz Dâvûd'u hatırla. Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendi.
18,19,20) Gerçekten Biz, dağlara boyun eğdirdik/yapısal olarak insanların yararına kullanılacak biçimde yarattık. Her zaman kendisiyle birlikte Allah'ı noksanlıklardan arındırırlardı. Kuşları da toplu olarak o'na boyun eğdirmiştik/Dâvûd'un ve insanların yararlanacağı biçimde yaratmıştık. Hepsi o'na dönücü idi. Biz o'nun mülkünü de pekiştirdik. Ve o'na yasayı ve hakkı bâtıldan ayıran sözü söyleme imkânını verdik.
21) Ve sana şu davacıların haberi geldi mi? Hani onlar mihraba/Dâvûd'un özel evine çıkıp varmışlardı.
22,23) Dâvûd'un yanına girdiklerinde o, onlardan korkuvermişti. Ona, "Korkma! Biz, iki davacıyız. Kimimiz, kimimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver, haksızlık etme ve bizi doğru yolun ortasına yönelt" dediler. Birisi de dedi ki: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu var, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, 'Onu da bana ver' dedi ve konuşmada bana üstün geldi/tartışmada beni yendi."
24) Dâvûd dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle o sana haksızlık etmiştir. Gerçekten de ortakların, bir toplulukta yaşayanların çoğu kesinlikle birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimseler haksızlık etmezler. Ama onlar da ne kadar azdır!" Ve Dâvûd, Bizim kendisini birtakım sıkıntılarla imtihan ederek arı-duru hâle getirdiğimize/olgunlaştırdığımıza kesin kanaat getirdi ve anladı. Hemen Rabbinden bağışlanma diledi, ortak koşmaktan uzak olarak yere kapandı ve döndü.
25) Biz de o'nun için bunu bağışladık/Biz de o'nu bağışladık. İşte böyle! Şüphesiz yanımızda o'nun için bir yakınlık ve güzel bir dönüş yeri vardır.
26) Ey Dâvûd! Gerçekten Biz/biz seni bu yerde eski yöneticinin yerine yönetici yaptık. O hâlde insanlar arasında hak aracılığıyla, haksızlık ve kargaşayı engelleyip adaleti sağla. Keyfe, arzuya uyma. O takdirde seni Allah'ın yolundan saptırır. Kesinlikle Allah yolundan sapanlar; hesap gününü umursamadıklarından kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.
30) Dâvûd'a Süleymân'ı da bahşettik. O ne güzel kuldu! Şüphesiz O, Rabbine çokça dönendi.
31,32,33) Hani kendisine akşamüstü iyi cins ve rahvan atlar sunulmuştu; "Ben, mal, servet, çıkar sevgisini, Rabbimin anılmasından dolayı sevdim. -Sonunda onlar perdenin arkasına girdiler.- "Geri getirin onları bana!" dedi. Hemen onların bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.
34,35) Andolsun ki Biz Süleymân'ı da çeşitli badirelerden, sıkıntılardan geçirerek saflaştırmıştık/olgunlaştırmıştık. Ve tahtının üzerine bir ceset bırakmıştık. Sonra o, döndü; "Ey Rabbim! Beni koru/bana maddî ve manevî pislik bulaştırma ve bana, benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk hibe et/bağışla! Şüphesiz ki Sen, bol bol hibe edensin/bağışlayansın" dedi.
36,37,38) Bunun üzerine Biz de, o'nun emriyle istediği yere yumuşacık akıp giden rüzgârı, şeytânları; tüm dalgıç ve yapı ustalarını ve zincirlere bağlanmış olan diğerlerini o'nun emrine verdik.
39) -İşte bu, Bizim hesaba gelmez ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya vermeyip tut.-
40) Şüphesiz ki o'nun için yanımızda bir yakınlık ve güzel bir dönüş yeri vardır.
41) Kulumuz Eyyûb'u da hatırla! Bir zaman o, Rabbine seslenmişti: "Şeytân bana acı ve dert, tasa sıkıntı dokundurdu."
42) -"Hemen, hızlıca, yaya olarak oradan uzaklaş! İşte yıkanılacak bir yer, soğuk içecek!"-
43) Ve Biz o'na, ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet ve kavrama yeteneği olanlar için bir ibret olarak bahşettik.
44) "Ve eline bir tutam ot mesabesindeki sermayeni/baharatçılık için nane, fesleğen demeti al, onunla hemen, rızık aramak için sefere çık ve kararsız olma, doğrudan sapma, günah işleme." Gerçekten Biz o'nu sabırlı biri olarak bulduk. O, ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendir.
45) Güç ve öngörü sahibi kullarımız İbrâhîm'i, İshâk'ı ve Ya'kûb'u da hatırla!
46,47,48) Şüphesiz Biz onları "Yurt Düşüncesi/özgür vatan hasreti" saflığıyla saflaştırdık, arı-duru hâle getirdik. Ve şüphesiz onlar, yanımızda seçilmiş en hayırlı kimselerdendir. İsmâîl'i, Elyasâ'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de hayırlı kimselerdendir.
27) Ve Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve aralarında olanları boşuna oluşturmadık. Bu, kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kişilerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı şu kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden şu kişilerin vay hâline!
28) Yoksa, iman eden ve de sâlihâtı işleyenleri Biz, yeryüzündeki o bozguncular gibi mi yaparız? Yoksa Allah'ın koruması altına girmiş o kimseleri din-iman tanımayıp kötülüğe batanlar gibi mi yaparız?
29) Bu, temiz akıl sahipleri onun âyetlerini arka arkaya dizerek düşünsünler ve öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz bereketli bir kitaptır.[#88]
49,50,51,52) İşte bu, bir öğüttür/şereftir/hatırlatmadır. Şüphesiz ki Allah'ın koruması altına giren kimseler için güzel bir dönüş yeri; içlerinde yaslanarak birçok meyve ve içecekler istedikleri ve de yanlarında hepsi de aynı yaşta, gözleri karşılarındakinden başkasını görmeyen hizmetçilerin bulunduğu, kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
53,54) İşte bu, hesap günü için size vaat edilendir. -Hiç şüphesiz ki işte bu, Bizim rızkımızdır; ona hiç tükenmek yoktur.-
55,56,57) İşte! Şüphesiz azgınlar için de en kötü dönüş yeri; kendisine yaslandıkları cehennem vardır. -O ne kötü yataktır!- İşte o kaynar su ve irindir. Artık onu tadıp dursunlar!
58,59) Ve onun şeklinden çifter çifter diğerleri vardır. İşte bunlar da sizinle birlikte atılırcasına giren bir gruptur. Onlara bir rahat yok. Şüphesiz onlar cehenneme sallandılar.
60) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba; selam sabah yok. Cehennemi önümüze siz getirdiniz. O ne kötü bir duraktır!"
61) Derler ki: "Rabbimiz! Bizim önümüze bunu kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat arttır!"
62,63) Ve yine derler ki: "Kendilerini kötülerden saydığımız birtakım adamları niye göremiyoruz? Biz onları alaya almıştık/aşağılamıştık. Yoksa gözler onlardan kaydı mı?"
64) Şüphesiz ki bu, ateş ehlinin birbiriyle tartışması/davalaşması gerçektir.
65,66) De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Ve O, bir tek ve kahredici, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbi, çok güçlü, çok bağışlayıcı olan Allah'tan başka tanrı yoktur."
67,68,69,70) De ki: "O; Kur'an, çok büyük, önemli bir haberdir. Siz ondan mesafeli duruyorsunuz. Onlar birbirleriyle tartışırken, benim en üstün şeylerin doldurulduğu depoya; Kur'ân'a[#89] dair bir bilgim yok idi. Ancak ben, evet ben apaçık bir uyarıcı olduğum için bana vahyediliyor."
71,72) Hani Rabbin bir zaman evrendeki güçlere,[#90] "Şüphesiz Ben çamurdan bir beşer oluşturucuyum. Onu düzgünleştirip bilgili hâle getirdiğim[#91] zaman derhal ona boyun eğip teslim olanlar olarak yerle bir olun; hiçleşin" demişti.
73,74) Bunun üzerine İblis/düşünce yetisi[#92] hariç evrendeki güçlerin tümü hep birlikte boyun eğip teslimiyet gösterdiler, İblis büyüklük tasladı ve o, görmezden gelenlerden idi.
75) Allah, "Ey İblis! O benim iki elimle/kudretimle oluşturduğuma boyun eğip teslim olmana ne engel oldu? Büyüklendin mi? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi.
76) İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni enerjiden oluşturdun, onu ise maddeden[#93] oluşturdun."
77,78) Allah, "Hemen çık oradan, artık sen kesinlikle kovulmuşsun, /katilin, asılsız söz ve düşünce üretenin, karanlığa taş atanın tekisin, elbette hayırdan uzak tutmam da karşılık gününe kadar senin üzerindedir" dedi.
79) İblis, "Rabbim! O hâlde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana süre ver" dedi.
80,81) Allah, "Haydi, sen belirli bir vakte kadar süre verilenlerdensin" dedi.
82,83) İblis, "Öyle ise en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan; mutlak galip oluşuna yemin ederim ki ben onların hepsini; -içlerinden arıtılmış kulların hariç- kesinlikle azdıracağım" dedi.
84,85) Allah dedi ki: "Gerçek budur. Ben de şu gerçeği söylüyorum: 'Andolsun ki cehennemi kesinlikle senden ve onların sana uyanlarından; hepinizden dolduracağım.'"
86,87,88) De ki: "Ben Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ben yükümlülük getirenlerden/kendiliğinden bir şeyler uyduranlardan, külfet getirenlerden, başa iş çıkaranlardan da değilim. Kur'ân, bütün âlemler için bir öğüttür ancak. Ve onun müthiş haberini bir zaman sonra kesinlikle bileceksiniz."